17 Şubat 2018 Cumartesi

#CocukİstismarınaİdamGelsin

Rabbim! Bu ahlaksız canilere biz SuSuyoruz, Sen #SuSMA
Kadını, cinselliği ve küfrü pazarlayan bir sistemde en ünlümüzün bile ağzında KÜFÜR varsa, her mecradan buram buram cinsellik pompalanıyor ve AHLAK, kadına verilen değer yerle birse, idam gelse ne olacak? Önce özgürlüklerin sınırları belirlenmeli. #İstismarDeğilCinayet #CocukİstismarınaİdamGelsin

Ya ya şaşa şaşa bizim parti çok yaşa!

Takım tutar gibi siyaset yapanlara birde durumu şöyle anlatalım. Yıllardır takımı şampiyon olmamış, uluslararası alanda hiçbir turnuvaya gidemeyen, gitse de üç günde geri dönen bir takımın taraftarı gibi; ağzın kötü laf yapacağına, sürekli federasyonu kötüleyip, stadını yakıp yıkacağına, koltukları söküp sahaya atacağına, sürekli rakibini kötülüyeceğine, başka takımları sponse edip, şampiyon takım içindeki futbolcuları ayartıp rakiplerin önünü kesmeye çalışacağına, önce otur bir daha düşün yıllardır bu takım neden şampiyon olmuyor?
Sonra ne yapabileceğini düşün,
Takımının başına iyi bir başkan mı getirmek lazım,
Yoksa iyi bir teknik direktör mü?
Ya da daha iyi oyuncular mı?
Yoksa ekol mü değiştirmek lazım?
Eğer takımını, renklerini seviyorsan öncelikli bunları değiştirmeyi dene.
Olmuyor mu? O zaman maça gitme, takımın maçını seyretme, takımın adıyla yapılan hiçbir etkinliğe katılma.
Bırak takımın onlar kendini düzeltmeye çalışsın,
Buda mı olmuyor, ya yeni bir takım ara kendine ya da takımı sen kur  en azından içinde senden bir şey olur.

30 Ocak 2017 Pazartesi

Eleştiri

Ey yıllarca halka bir umut bile verememiş, halkın içinde olma ve onları tanıma zahmetine bile girmemiş, sürekli umutsuzluk ve karanlık içeren kronik söylemler üzerine siyaset yapıp, üretmeden halka yön göstermeye çalışanlar. Yılların mirası bir gün tükenecek, sahibinin hatırına size oy verenler bugün gelinen durumun hesabını isteyecektir. Yıllar içinde gelinen bu noktanın, siyasi basiretsizliğin, amacına dışına çıkmış ideolojik yaklaşımların toplanma noktası haline gelmenin, halktan ve haktan uzaklaşmanın hesabını soracaktır, buna inanın. 
oy sandığı ile ilgili görsel sonucu

Belki sizde bunu görüyor ve bu nedenle de bu referanduma bu kadar fazla yükleniyorsunuz. Fakat artık çok geç, aymaz politikalar, basiretsiz politikacılar ile gelinen nokta bu. Hamur karılırken, tuzu, suyu unu atılırken yapılan o kadar çağrıya rağmen elini tekneye sokmadan, uzaktan uzağa, “bu maya tutmaz bu ekmek pişmez” diyenler. Keşke o kanun değişikliği görüşmeleri yapılırken orada olsaydınız. Bizim yerimize, varsa yapılması gereken orada söyleseydiniz. Ya da gerçekten neden olumsuz baktığınızı boş laflar dışında sağlam temelleri olan bilgilerle bizlere anlata bilseydiniz.

evet hayır ile ilgili görsel sonucu
Bu söylemlerle, bu tavır ve yapıyla bu şekilde giderde, halkın değil de başka yerlerin nabzına göre hareket ederseniz, işiniz gerçekten zor. O size inanmış, sizden umut bekleyen, o alın teri sahipleri, o emekçiler, o halkın efendileri, toprağa eli değenler, o yurdum insanı var ya size unutmayacağınız bir ders verecektir, bunu böyle bilin ve iş işten geçmeden aklınızı başınıza toplayın.

26 Ocak 2017 Perşembe

"Evet"te desen "Hayır" da desen oyunu sen kuruyor olacaksın.

Neden “evet” veya neden “hayır” demeliyiz bunu tartışmak yerine birbirimizi linç edercesine saldırırsak sonunda kaybeden yine biz oluruz. Bu referandum işini inatlaşarak sonuçlandırmak yerine makul eleştiri seviyelerinde tartışarak netleşsek mutlak kazanan biz olacağız. Yoksa özgürce fikrini beyan eden insanları insanlık dışı yöntem ve söylemlerle günah keçisi haline getirirsek, özlemini duyduğumuz fakat bu kafayla da asla gidemeyeceğimiz demokrasi kavramında uzaklaşmaya devam edeceğiz.

Cumhuriyet, hükûmet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Burada bir değişiklik olmuyor yani rejim değişmiyor yine sen gidip seni yönetecek adamı kendin seçeceksin.

Bugüne kadar ülkemizde sembolik bir Cumhurbaşkanlığı vardı.

Sembolik Cumhurbaşkanlığı: Ülkeyi ve milleti temsil eden seçilmiş bir kişinin devletin başında bulunmasıdır. Sadece temsil yetkisi vardır. Çoğu zaman meclis tarafından seçilir (kesin bir kural değildir). Fiili idare görevi ve sorumluluğu yoktur. Tüm yetkiler başbakandadır.

Bu sistemle etkin bir cumhurbaşkanlığı sistemi getirilmek isteniyor.

Etkin Cumhurbaşkanlığı (Yarı-Başkanlık): Geniş yetkileri vardır ve başbakan (CB yardımcıları) üzerinde bağlayıcıdır. Genellikle halk tarafından seçilir.

Peki ne, hangi konular oylanacak? Özetle, sıkmadan şöyle;

  • ·         Yargı yetkisinin, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağına dair hüküm, "Bağımsız ve tarafsız" mahkemelerce kullanılacağı şeklinde değişecek.
  • ·         Milletvekili sayısının 550'den 600'e çıkarılmasını öngörüyor.
  • Seçilme yaşını 25'ten 18'e indirilmesini ve askerlikle ilişiği olanların milletvekili adaylığına başvuramamasını öngörüyor. 
  • ·         TBMM seçimleri 4 yılda değil, 5 yılda bir yapılacak. Cumhurbaşkanı seçimleri de TBMM seçimleri gibi 5 yılda bir olacak ve seçmenler, iki seçim için aynı gün sandığa gidecek.
  • ·         TBMM'nin görevleri ve yetkileri, "kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak, bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek, milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, TBMM üye tam sayısının 5'te 3 çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek, anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek" olarak sıralanıyor.
  • ·         Buna göre, TBMM, Meclis Araştırması, Genel Görüşme, Meclis Soruşturması ve Yazılı Soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanacak. Gensoru, denetleme yetkisinden çıkarılacak.
  • ·         Doğrudan halk tarafından seçilen ve siyasal bir kişilik olan cumhurbaşkanının, partisiyle ilişkisinin kesilmesine dair hükmü yürürlükten kalkacak.
  • ·         Kanunda yapılan düzenlemeyle, Cumhurbaşkanı, "devlet başkanı" sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil edecek, anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlayacak. 
  • ·         Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilecek.
  • ·         Cumhurbaşkanına, seçildikten sonra bir veya daha fazla cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilmesi imkanı tanınacak
  • ·         TBMM, üye tam sayısının 5'te 3 çoğunluğu ile seçimlerin yenilenmesine karar verilebilecek. TBMM genel seçimi ile cumhurbaşkanı seçimi birlikte yapılacak. Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde TBMM genel seçimi ile cumhurbaşkanı seçimi birlikte gerçekleştirilecek.
  • ·         Cumhurbaşkanı; tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinin yanı sıra savaş, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması; anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması; şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde olağanüstü hal (OHAL) ilan edebilecek.
  • ·         Ancak savaş halinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilecek.
  • ·         Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun adı, Hakimler ve Savcılar Kurulu şeklinde değişecek. Kurulun üye sayısı 13, daire sayısı 2 olacak. Kurula Adalet Bakanı başkanlık edecek ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı da kurulun tabii üyesi olarak görev yapacak.
  • ·         Kamu idareleri ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılacak.

Sonuç, yukarıda sayılan kanun değişiklikleri ile yetkisi ve gücü arttırılmış halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı, onu denetleyen ve çalışmalarına devam eden ve yine halk tarafından şekillendirilen bir Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Velhasıl biraz zaman ayırıp ne değişiyor diye bakmak yeterli aslında.
 Gerisi, o da sana kalmış, otur tek tek oku, kararı yine sen vereceksin.

Siyasetin kimin için yapıldığına seçtiğin vekil vasıtasıyla sen karar verirsin. Çok fazla polemige gerek yok, son 30-40 yıllık Türk siyasi tarihinde çok farklı simaların ve yapılar geldi geçti. Büyük bir kısmına tanıklık etmiş biri olarak bu köprünün altından çok su aktı diyebilirim. İnanın bunu samimiyetimle söylüyorum, 1970’leri 1980’leri 2000’leri ve günümüzü görmüş biri olarak çok değiştik ve çokta değişeceğiz bunu olumlu yönde söylüyorum. Sadece açın o günlerde ülkemizde neler yaşanmış, kimler neler için savaş vermiş ve bugün o değerleri kimler savunuyor ya da hayata geçirmiş, okuyun. Okuyun ve o günlerle bugünleri kıyaslayın. Kronik söylemlerin ne kadar da anlamsız olduğunu göreceksiniz.

Siyaset çok tehlikeli ve sıkça manevraların yapıldığı bir uğraşı alanıdır. Siyasetçin değil mantığının sesini dinle.."Evet"te desen "Hayır" da desen oyunu sen kuruyor olacaksın.
chp nin evet yazan seçim otobüsleri ile ilgili görsel sonucu


6 Ocak 2017 Cuma

Reina Saldırısı ile İlgili Beyin Yakan Komplo Teorileri -Alıntdır


Reina Saldırısından Yaralı Kurtulan Amerikalı Jake Raak'la İlgili Beyin Yakan Komplo Teorileri-Alıntıdır Tıkla Oku

Birlik olma zamanı

Yeni yıla girdiğimizin ilk gecesi Ortaköy’de yaşanılanları farklı bir dille anlatan bu makaleyi (1) okumanızı şiddetle tavsiye derim. Komplo teorisi de olsa insanın beyni yanıyor.
birlik ile ilgili görsel sonucu



Son 1aya baktığımızda, 15 Temmuz’dan sonra yol alamayıp afallayanlar, toparlanıp yine ülkemize saldırmaya başladılar. Bu aşamada yapılan şey ülkenin sinir uçlarına dokunup top yekün sinirleri bozup, KAOS ortamı oluşturmaktır. 15 Temmuz’da olduğu gibi aleni düşman olarak öne çıktıklarında tepki o kadar korkutmuş olacak ki artık kahpe tuzaklarla, haince saldırıyor sonra da t*ş*k geçiyorlar.

Artık şunu göz ardı edemeyiz, son yaşananlar gösteriyor ki birileri olup bitenden ülkenin bir şeyinden bir şekilde hoşnut değil. Hoşnutsuzluk nedenleri illaki kişinin bakış açısına göre değişir, hatta bir kesim buna” ne oluyor ki Türkiye’de bunlar kızdıracak” ta diyebilir. Görünen o ki birilerini kızdıran bir şeyler oluyor ve adamlar bu gidişattan hiç hoşnut değil, tehlike olarak görüyor. Ülkenin gidişatına geçmiş yıllarda (yapılan darbelerde) olduğu gibi engel olmak istiyorlar. Bu aşamada sağcısı, solcusu, inancını kor yaşayanı, inanıp ta daha cool yaşayanı, aşır uçta olmayı sevini, mütavizi yaşayanı her kim olarak bu ülkede bir figürsek, artık TEK YUMRUK olmak zamanı. Çok DAHA DİKKATLİ, çok DAHA GÜÇLÜ, çok daha bir vatandaş olmak zorundayız. Yukarıda da belirttiğim gibi karşıdakiler artık sinsi-hain-kahpe, üst perdeden çalışan çok maşası bol olan gruplar.
Ben ne yapabilirim ki devlet varken deme; devlet mücadelesini güvenlik güçleri ile her gün veriyor. 
İlgili resim

Millet olarak bize düşen görev;

·         Özellikle sosyal medyada birliğimizi bozacak, infial yaratacak, yanlış anlaşılacak kaynağın bilmediğimiz paylaşımlardan uzak durmak,
·         Özgürlüklerimizin bir başkasının özgürlüğüne dokunduğu noktada biteceğini bilerek “hiç kimse sonsuz özgür değildir” düşüncesiyle hareket etmek,
·         Devleti aciz, güçsüz, itibarsız göstermek isteyen söylemlere çok dikkatli yaklaşmak,
·         Yaşadığımız çevrede gördüğümüz ve gerçekten bizi rahatsız eden, şüphe içeren olayları, durumları en hızlısında ilgili birimlere bildirmek, diye sıralanabilir.

Derdimiz kimseye şunu yap bunu yap demek değil, sadece “bir şey yaparken öncesinden biraz daha dikkatli ol” demektir.

Hiç kimse bu ülkenin son neferi yok olmadan bu ülkeyi teslim alamaz.

Selam ve saygıyla


Ahmet Karaöz

(1)    http://seyler.eksisozluk.com/reina-saldirisindan-yarali-kurtulan-amerikali-jake-raakla-ilgili-beyin-yakan-komplo-teorileri

30 Aralık 2016 Cuma

Uzaydan Dünyayı canlı canlı izlemek ister misiniz? O zaman tıklayın izleyin..

Uzaydan Earth canlı video - Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki Nasa ISS canlı akışı'ndan görüldüğü gibi.

Uluslararası Uzay İstasyonu - ISS - gezegene 240 kilometre yükseklikte yeryüzünü çevreler. İstasyon, NASA astronotlarının yanı sıra Rus Kozmonotları ve Japon, Kanada ve Avrupa astronotlarının karışımı ile mürettebatlı.

Uluslararası Uzay İstasyonunda Nasa video ISS canlı akışı görüldüğü gibi -
Dünyayı gerçek bir astronot görünümü!

Nasa HDEV'in yüksek çözünürlüklü yeryüzü görüntüleme kameralardan uluslararası uzay istasyonuna uzanan yerden gezegen dünyasının ISS akışını yaşayın.

Yarışın yarışın

Yarışın yarışın, birbirinize laf sokmak için bir birinize b*k atmak için yarışın…
Bir yanda “Müslüman yılbaşı kutlamaz, içki içmez, kumar oynamaz.. Bunlar şöyle bunlar böyle bıdır bıdırları” bunların hepsini alıp bi güzel z*****n

Diğer yanda “Nasıl Müslüman “3 kere hacca”, 5 kere Ümreye” gideceğine bir fakire yardım etse ya.” Bilmem nerede 10 bin bilmem nerede 20 bin bilmem nerede 30 bin ibadethane var da bizde niye 90 bin cami var?”,”14 yaşındaki kız çocuğuna gerdek odası süsleyenler, Çam ağacı süslemeye günah diyorlar.” Bunlar şöyle bunlar böyle, bıdır bıdırlar “bunların hepsini alıp bi güzel z*****n

laf yarışı ile ilgili görsel sonucu

Ah be ağabeyciğim (bi abicim yazdırmadın ya Word alacağın olsun), ah be ablacığım sen hiç kendine dönüp bakıyor musun inandığın şey hürmetine.. Sen bulunmadık hint kumaşı mısın Allahasen?

-Ey Müslüman kardeşim! sen Allah’tan gelen emirleri gerçekten harfiyen yerine getirip, Allah’ın hoşnut olduğu bir kul olduğuna inanıyor musun? Sevginle, saygınla, hürmetinle, ahlakınla çevrende “iyi biliriz” denilen bir Müslüman’sın. İbadet, seninle Allah arasında olan şey ona ben karışmam sadece yaparsan kazanırsın derim. Sen gerçekten Kuran-ı Kerim’de yazılanı “anlayarak okuyan” ve burada işaret edilen “yalan söylemeyen, faize-harama ilişmeyen, içkiden, zinadan, gıybetten,tuzak kurmaktan uzak duran biri misin? Eğer böyleysen kişi hakkındaki hükmü Allah’ın vereceğini bilir kardeşine söyleyeceğin sözde, lafta kendini sakınacağını da bilir ona göre hareket edersin. “Laf atma” yarışına girmez, temsil ettiğin gurubun iyi bir örneği olmaya çalışırsın. Böyle olmaya çalışarak hem Rabbinin hem de kardeşlerinin rızasını kazanırsın.

-Ey benim nazmazda gözü, ezanda kulağı olmayan, ramazanda oruçtan, kurbanda koçtan kaçan dini bayramları yurt içi- yurtdışı tatil fırsatına çeviren kardeşim :) Dini bilgin olmadığı gibi, “bizim dedemizde  hacıydı” diyerek dindeki ölçütünü“ hacı dedenle, hacı annenle, babaannenle ölçmekten kaçınmayan arkadaşım. Siyasi düşüncenden dolayı vuracağını yeri şaşırıp, beğenmediğin siyasetçiyi yereceğim ona sokacağım diye Müslüman kardeşini incittiğinin farkında mısın? Kim senin “içtiğine, eğlencene, partine, alıyorsan faizine, yaptığın extreme (aşırı) partilerine karışıyor, bunları yapmana engel oluyor, yapamıyor musun Allah aşkına? Sosyal medya sağ olsun tüm alem akışlarını aktarıyor walla J  Lütfen ya, eğer yaşadığın hayat içinde dini ögelere yer vermiyorsan, bu tarakta bezin yoksa l inandığın kutsal adına şu saldırganlığı bırak. Yaptıklarınla, icraatlarınla örnek ol… Ahlaklı, sevilen, üretken KOÇ gibi (Allah rahmet etsin Mustafa KOÇ gibi)  adam ol. Yine içkini iç, alemini yap, faizini ye, şans oyunlarını oyna, yılbaşını kutla bana ne? Çokta pensilvanya..

Ya eleştirinin dozunu iyi ayarlamak, birbirimizi kırmamak, nükteyle dert anlatmak, ortak müştereklerde bulaşmak bu kadar mı zor arkadaş. Laf attığın ya arkadaşındır, ya akrabandır, ya da ailenden biridir. Değilse zaten çokta tın be abi, gül geç (Ignore et len) yoksay…
Çok boktan geçen bir 2016 yaşadık, çokta umutlu olmadığımız bir 2017 geliyor. Eğer bu salak-saçma kutuplaşma devam ederse ne 17 ne 18 ne de sonrasında bir bok değişmeyecek, sadece “it dalaşı, o onu yaptı bu bunu yaptı” olacak. Bizi ayrıştırdığı kadar birbirimizi sevmemizi de sağlayan birçok ortak müşterek unsur var. Yoksa da bulalım, bulalım da gelecek senelerde kaybettiğimiz o sevgiyi o huzuru yeniden yakalayalım. Yoksa bu davranışta gidersek, inanın bizim bizden başka dostumuzun olmadığını yaşayarak anladığımız günler göreceğiz.


Bir dolu umutla, bir dolu huzurla, sağlık ve sıhhatle nice nice güzel yıllara..
Topunuzu seviyorum lennnn… Mutlu yıllar hepicüğünüze. 

19 Aralık 2016 Pazartesi

Avrsaya Tüneli Yarın (20.12.2016) açılıyor

Proje Güzergahı
Kazlıçeşme ile Göztepe arasındaki seyahat süresini önemli ölçüde azaltacak olan Avrasya Tüneli Projesi, Boğaz’ı geçen mevcut iki köprüyle bağlantılı olarak planlandı. Proje üç bölümden oluşuyor:

Avrupa yakası
Kazlıçeşme’den Sarayburnu’na devam eden Kennedy Caddesi üzerindeki U-dönüşü, alt geçit olarak ve engellilerin erişimine uygun hemzemin geçit olarak inşa edilecek. Toplam uzunluğu yaklaşık 5.4 km olan mevcut yolun tamamı genişletilerek 2x3 ve 3x2 şeritten 2x4 şeride çıkarılacak.

Boğaz geçişi
İstanbul Boğazı'nda deniz tabanının altından geçen 5.4 kilometre uzunluğunda iki katlı tünel inşa edilecek. Her katta çift şerit yer alacak. Batı girişinde bir paralı geçiş gişesi ve işletme binası, tünelin her iki ucunda havalandırma bacaları yer alacak. 

Anadolu yakası
Göztepe'ye ulaşan D100 yolu üzerinde, 2 adet köprülü kavşak ve engellilerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde modernizasyonları da dâhil olmak üzere yaya üst geçidi inşa edilecek. Yaklaşık 3.8 kilometre uzunluğundaki yol genişletilerek 2x3 ve 2x4 şeritten 2x4 ve 2x5 şeride çıkarılacak.

Avrasya Tüneli Projesi, 285 milyon 121 bin 188 Amerikan Doları tutarında özkaynak, 960 milyon Amerikan Doları tutarında kredi kullanılarak, toplam 1 milyar 245 milyon 121 bin 188 Amerikan Doları yatırımla 55 ayda tamamlanacak.

Boğaz geçişi tünelinde sadece bu projeye özel olarak tasarlanan TBM (Tunnel Boring Machine – Tünel Kazma Makinesi) kullanıldı.

Tünel Kazma Makinesi, bentonit bulamacı kullanan tünel açma makineleri arasında 11 bar değerindeki işletme basıncı ile dünyada 2’inci sırada, 13,7 metre kazı çapı ile dünyada 6’ncı sırada yer alıyor.

Anadolu yakasından başlayacak olan tünel inşaatı, Tünel Kazma Makinesi’nin deniz tabanının yaklaşık 25 metre altından toprağı kazarak ve iç çeperleri oluşturarak ilerlemesi sonucunda 22 
Ağustos 2016 tarihinde Avrupa yakasında tamamlandı.
Tünel Kazma Makinesi’nin günlük ilerleme hızı ortalama 8-10 metredir.

Tünel yalnızca hafif araçların (otomobiller, minibüsler) kullanımına izin verilecek şekilde tasarlandı. Ağır taşıtlar, iki tekerlekli araçlar (motosiklet, bisiklet) ve yayalar tünelden faydalanamayacaklar.

Boğaz geçişinin dışında kalan bağlantı tünellerinin inşası NATM (New Austrian Tunnel Method – Yeni Avusturya Tünel Yöntemi) yöntemiyle gerçekleştirildi.

Projenin tünel bölümü dışında kalan, her iki yakadaki genişletilen yaklaşım yolları ve iyileştirilen kavşaklar, inşaatın tamamlanmasıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilecek.
Avrasya Tüneli İşletme İnşaat ve Yatırım A.Ş. (ATAŞ), 24 yıl 5 ay süreyle işletim ve bakımından sorumlu olacağı tüneli, bu sürenin sonunda T.C. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü’ne (AYGM) devredecek.

17 Haziran 2016 Cuma

Kalplerdeki Mühür



"Belediye zabıtalarının, fırınları teftiş ettiğini ve fırınların sağlıklı üretim yapıp yapmadıklarını kontrol ettiklerini farz ediyoruz. Zabıtalar, birçok temiz ve kanunlara uygun üretim yapan fırını gezdikten sonra, son derece pis, içinde böceklerin yuva yaptığı ve son derece sağlıksız şartlarda üretim yapan bir fırına girmiş olsunlar. Belediye memurlarının burada yapacağı iş; üretim yapmaya elverişli olmayan bu fırını kapatmak ve mühürlemektir.
Acaba zabıtalar fırını mühürlediğinde, fırın sahibi diyebilir mi ki; “Fırını mı zabıtalar mühürledi, ekmek çıkaramama suçum onlara aittir.” Elbette diyemez. Evet, fırını zabıtalar mühürlemiştir, bu doğrudur, ancak fırının mühürlenmesine sebep olacak işleri kendisi işlemiştir. Fırınını temizlememiş ve sağlık şartlarını yerine getirmemiştir. Yani zabıtaların mühürleme fiili, fırıncının kötü ahlakına bağlıdır. Eğer fırıncı dükkânını temiz tutsaydı bu mühürleme olmayacaktı. Zaten zabıtaların da fırıncılara bir garezi yok, zira birçok fırın mühürlenmemiş bir şekilde işlerini yapmaktadır.

Sözün özü; fırını her ne kadar zabıtalar mühürlemiş olsa da, suçlu ve sorumlu fırıncıdır."
Şimdi birde şu ayeti hatırlayalım ve bu kafayla yorumlalayım.
“Sen inkâr edenleri korkutsan da, korkutmasan da birdir. Onlar iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Ve gözlerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Bakara Suresi, 2/6-7)

11 Haziran 2016 Cumartesi

Yolun sonu nereye?




Ülkenin içinde geçtiği yaşadığımız günlere baktığımızda dengelerin iyice kaydığı toplumdaki kutuplaşmanın dik boyuta çıktığını görüyorum. Bir tarafta, otarite ve baskı dozunu oldukça arttırmış başında RTE olmak üzere siyasal bir iktidar diğer tarafta başı boş kalmış hiçbir etkisi kalmamış muhalefet. Ve diğer tarafta hem vatanına hem kendisine hemde sözüm ona davasına ihanet etmiş halktan aldığı gücü kaybedip sırtını dağa yaslamış etnik bir parti.

İşin iktidar kısmına hiç girmek istemesem de toplum olarak hiç beceremediğimiz şartsız, koşulsuz ve eleştirisiz sevme işini maalesef bu yapılanma içinde çok net görüyoruz. O ne derse, ne yaparsa ne söylerse doğrudur, her şeyin doğrusunu bilen o dur. Yani rahatsız edici bir teklik anlayışı. Biz ona inanıyoruz, çünkü o gidilen bu kutlu yolda yanlış yapmaz. Eyvallah tabi ki bu ülkenin gittiği her yol kutlu olmalı. Kutlu yola huzurla, güvenle hep birlikte kardeşçe gitmeliyiz. Birlikte olmalıyız ki acılarımız, sancılarımız daha az olsun kötünün önünde daha güçlü olalım. Birlikte gitmeliyiz ki, geriye bıraktığımız yapı bizden sonrakilerin ufku olsun gücü olsun, azmini şevkini arttırsın ve desinler ki "çok çalışılmış ve yolunda çok emek harcanmış bir ülke bıraktı ecdadımız bize bizde bu bayrağı ileri taşıyalım."
Şunu anlamaya çalışıyorum elbette böylesi geniş bir toplumsal mozaike sahip bir ülkede belki de ortak müşterekleri bulmak gerçekten çok zor fakat bunu totaliter bir devlet düzeni anlayışıyla yapmak ne kadar geçerli, oturup biraz bunu taraflar halinde konuşmak lazım.
Bir taraf “benim arkamda %51 var” diyor ve bu güçle fırtınalar estiriyor. Diğer taraf ne diyor bizde %49’uz aramızda kıl kadar bir fark var bizde güçlüyüz diyor. Aradaki fark kıl kadar ve biri diğerinden azımsanacak ve görmezden gelecek kadar değil.
Aslında kopukluk burada başlıyor. Ülkede yaşayan herkes, elbette aynı yönde düşünmek aynı çerçeveden bakmak zorunda değil. Güçlü bir temsiliyeti sağlayacak en azından isteklerini birbirne karşı güçlü bir şekilde savunacak, aktaracak bir yapılanmaya ihtiyaç var.

Bir tarafta biz ne diyorsak o denen güç, iktidar diğer tarafta “Diktatör, hırsız, tecavüzcü, seni başkan yaptırmayacağız, yargılanacaksın”dan öteye geçmeyen sadece ağız dolusu hırçınlık sözlerin eleştiri malzemesi olduğu, “et küfrü, al alkışı” denklemine bağlı hep aynı eleştirel yapılanmanın içinde bir muhalif kanat. Sesi ancak kendi hoparlerinde çınlayan, kendi sempatizmanı tarafından bile kabul görmeyen politikalar üreten bir muhalefet.
Hadi mevcut başkan beni temsil etmiyor diyorsun tamam peki üç muhalif parti liderini bir aklınıza getirin lütfen. Hangisi senin başkanın olabilir, geçtim hangisi seni temsil ediyor? Kendi fikrini söyleyemeyen, sufleyi hep dışarıdan alan görünmez iplerle birilerine bağlı günümüz liderleri mi? Kusura bakmayın bence hiç değil, asla da olamaz. Eğer siz “yanlış düşünüyorsun bebe” elbette bizi temsil edecek siyasi ve entellektüel kafaya sahip parti liderlerimiz var diyorsanız görüştür saygı duyarım.

Çok uzattın sadete gel diyorsunuz duydum :) Eğer sesini duyurmak istiyorsan, bende bu ülkede yaşıyorum ve benimde söz hakkım var diyorsan, bence önce içinden güçlü bir liderler çıkar. Sufle almayan, sufle veren. Görünür, görünmez hiçbir ipe bağlı olmayan. Temsil ettiği ya da etmediği halkın ihtiyacı olan konuları tespit edebilecek bir yapısı bir ekibi olan. Vara, yoğa her birşeye konuşmayan. Haddini, sınırlarını bilen. Birilerinin parlatmaya çalışmasına ihtiyaç duymadan kendi ışığıyla önünü ve ülkesini aydınlatan. Ana çatıyı doğru kuran ve bu çatı altına herkesi toplamasını bilen, bir lider.

Liderin böyle ekibin böyle olursa ancak temsiliyetin olur. Böylelikle, her zaman masanın etrafında olursun. Çıkan, çıkacak kanunların tek taraflı çıkmasını önüne geçersin halkının sesi olursun. Herşeye mualif olursan, sana verilen görevini unutursun. Eğer ülke menfati söz konusuysa sen iktidardan önce ortaya çık. Her zaman temsil ettiğin halkının yanında ol, ihtiyaçlarını iyi belirle ve bu ihtiyaçlar karşısında  milli bir duruş sergile.  İşte o zaman teraziye denge gelir. Kaçan kantarın topuzu düzelir. Halka nefes, huzur ve güven gelir.

Eğer bunları yapamıyorsan şimdiden çalışmaya başla. İyi, eğitimli üzerinde yaşadığı toprağın kendine emanet olduğunu bilen, gelenek ve göreneklerini yaşamasa da saygısı olan, eğitimli bireyler yetiştirmeye çalış.
Ya ben bir bireyim ne yapabilirim? Deme!
Sen bir bir grubun, grup bir topluluğun parçası. Birleşen parçalar bir toplumun hücre yapısıdır. Sonu huzur, mutluluk, kardeşlik ve birlik olan yola doğru...
 Tembellik etme çalış

Sevgi ve selamla.

1 Ocak 2016 Cuma

"Umut insanı uyandıran bir rüyadır"

Adam aşırı kızmış bir şekilde ülkenin en tepesinde oturanlara ana-avrat, dine iman ağız dolusu küfür ediyor. Hızını alamıyor iktidar partisine oy veren insanlarda bu hiddetten ağız dolusu nasibini alıyor. Olay  takip edebildiyseniz, bir şehit cenazesinde küçük çocuğun babası naaşı önünde verdiği görüntüler. Olan bitenden haberdar olmayan çocuk, arkadaşıyla birlikte milyonların boğazına boğum boğum taşları dizdiği kareler. Can dayanmayan bu kareleri hatırlamışsınızdır, deşmeye gerek yok.

Nereye gideceğini çok umursamadan, ağız dolusu küfür sıralayan abiye göre, güneydoğundan gelen şehitlerin şuçlusu,bu ülkenin başındaki cumhurbaşkanı ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde RTE'ye ya da genel siyasi seçimlerde iktidardaki partiye oy verip  bu kişileri kendilerine yönetici seçen kişiler.

Siyasi düşüncenizle bu görüşe katılırsınız yada katılmazsınız bu sizin iç görünüz lakin bu derece saygı sınırlarını zorlamaya, haddi aşmaya hakkınız olmadığını biliyor olmalısınız.

Elbette doğudan gelen acı haberlerde devletin ve onu yöneten devlet büyüklerinin, istikbarat sağlayan birimlerin yada politikaların eksikler vardır, gelen her heber çok acıdır. Lakin sizce;

-"Hain pusularda bombalı tuzaklarla, havan, roket veye elindeki suikast silahlarıyla devletin askerine polisine hesapta haklarını savunduğu HALKLARINA ateş eden, halklarım dediklerinin hastanesini okulunu, ibadethanesini evini yurdunu talan viran edenlerin,"

-"Siyaseten bu hainlerin güdümünde olan pervasızca bu hainleri savunan meclis içindeki şahısların", 

-"Aman AKP iktidar olmasında varsın bölücüler terör estirsin, kan döksünler deyip bu bölücüler partisine taşıma oy verip, kendilerini bir halt zannetmelerine sebeb olup halkın meclisine taşıyanların", 
-"Bir başka parti içinde olup ta söylemleriyle bölücüleri v bölücülüğü destekleyenlerin"
-"Teşkilatlarındaki bilgileri ipşa ederek, önemli kademelerde olup ta yapılanmalarından  dolayı görevinden uzaklaştırılanların" HİÇ Mİ SUÇU YOK ?

Bu suçlu listesine eklenecek çok şey var. Bende bu liste içinden bir şekilde kendime yer bulabilirim YA SEN! yeni yıla girdiğimiz şu ilk günlerde geri dönüp ve bir insalık muhasebesi yapmak ister misin? Eğer muhasebesini yaptığın şey ile bir bağlantın varsa ucundan kenarından sende kendinde bir şeyler bulacaksın emin ol.

Birbirimizi pervasızca ve anlamsızca suçlayarak bu duruma gelmedik mi? Yıllarca hep devletimize yada devleti yönetenlerine düşman olarak, mualif olarak, iktidarın karşısında durarak yetiştirildik. Çok uzak değil, 61-78 arası, 80'ler 90'lar 2000'ler ve sonrası hep ayrışmaya yönelik söylemlerle geçti. 61 öncesinde zaten mualif olamazdın heryer iktidardı, oyu bile iktidarın belirlediği yöntemlerle açık oylama kapalı tasnif yapıyordun.

Hep bir tarafın mazlumu olduk. Solduk muhafazakarı ezdik, sağ olduk solu dağıttık... Hep dengesiz yaşadık. Yıllar bize tek adamlı yıllar, 61 darbesi, 80 darbesi, ara rejimlerle acı tecrübeler yaşattı. Kötü tecrübelerle ÖĞRENİYORUZ, öğrendikçe bağışıklık sistemimiz kuvvetleniyor. Dengenin kurulması çok uzak değil. Fakat SAYGI VE ANLAYIŞIN olmadığı bir yöntemin başarıya giden yolu ancak uzatacağını unutmamak gerek.

Kendim gibi düşünmeyene küfretmek ancak "acziyet içindeyim, yapacak başka bir şeyim yok" demekten başka bir şey değil gibi geliyor bana. Oysa 100-200 yıllık geçmişimizi sorgulayarak, nerede nerelerde yanlış yaptığımıza bakarak çekinmeden geçmişimizle yüzleşerek eksiklerimizi tamamlamaya çalışırsak, ülke olarak geleceğimize daha etkin yön vermede bir rolümüz, katkımız olacaktır. Hangi düşüncenin tarafı olursak olalım ortak tavrı bulmak çok zor olmayacaktır.

Saygı ve anlayış çercevesini aşarak, taraflar arasındaki tahammül sınırlarını zorlamayalım yeter. İnanın güzel günlere giden yolun kodlarını çözmeyi öğreniyoruz ve İnşallah hep birlikte çözüyor olacağız. 

Ne demiş Aristoteles "Umut insanı uyandıran bir rüyadır."



Sevgilerimle


31 Aralık 2015 Perşembe

Yılbaşı- Noel

Yine bir yıl bitiyor, yine yeni bir yıl geliyor ve yine kutuplara bölünüp taraflar birbirine çılgınca “yılbaşı” göndermesi yapıyor. Umarım yüzyıllarca bu böyle devam etmez.
Kimine göre “yılbaşı”, kimine göre “Noel” kimine göre aradaki farkı çok dikkate almadan yapılan eğlenceler- kutlamalar işin odak noktası. Kavramları netleştirerek konuya bakarsak;
Yılbaşı: Batı ülkelerinin ve 1926'dan bu yana Türkiye'nin kullandığı düzeltilmiş Gregoryan takviminde, yeni yılın başladığı gün.
Noel: “Hristiyanların her yıl 25 Aralıkta Hz. İsa'nın doğum gününü kutladıkları yortu
Yortu: Hz. İsa'nın yaşamını, ölümünü, dirilişini ve azizlerin yaşamlarına yansımış olan erdemlerini anmak üzere kilisenin belirlediği kutsal günler.
Hadi birde şu Gregoryan takviminin ne olduğuna bakalım:
Miladi takvim ya da Gregoryen takvim, Jülyen takviminin yerine Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılan takvim. Milad'ı tarih başlangıcı ve Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı "1 yıl" olarak kabul eden takvim.
Yorulmadık derseniz bir alıntıyla biraz daha derine ineceğim smile ifade simgesi
“Tarihi kaynaklar incelendiğinde, Hz. İsa'nın doğum tarihine dair kesin bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Bu konuda, farklı rivayetler olup, Hıristiyan kaynaklarında da farklı tarihler yer almaktadır. Hz. İsa’nın doğum tarihinin yıl olarak milattan önce dört ile altı yıl evvel olduğu, doğum günü olarak da Batı'da bulunan kiliseler 25 Aralık gününü, doğum tarihi olarak kabul edip kutlarlarken, Doğu kiliseleri ise bu tarihi 6 Ocak olarak kabul etmektedir.
Hz. İsa’nın doğum tarihindeki bu ihtilafların sebebini ise, Meydan Larousse’un ‘Noel’ maddesinde şu şekilde açıklanmaktadır: “Milattan önce güneşe tapan putperestler, tanrı saydıkları Güneş’in her gün biraz daha erken kendilerini terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başlayınca, Güneşin kendileri ile kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı.”
Bu kutlamalar sırasında dans ederler, içki içerler ve ışıklandırma yaparlardı. O günde hindi kesme, domuz başı, kaz kızartması yemeyi ve birbirlerine çeşitli hediyeler vermeyi, gelenek haline getirmişlerdi. Ayrıca; Güneşe tapan ve kurtarıcı tanrılarının kış başlangıcında doğduğuna inanan, diğer putperest milletler de vardı. Bunlar da Julian takvimine göre kış başlangıcı olarak kabul edilen 25 Aralık’ta özel kutlama törenleri yaparlardı.
Yeni Rehber Ansiklopedisi’nde ise konuyla ilgili olarak şunlar anlatılır: “O dönemde, Hz. İsa’nın doğum günü kesin olarak bilinmediği için, ilk Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğumu için kutladıkları özel bir gün yoktu. Bu sırada Roma İmparatorluğunun her yerinde Güneşe ve putlara tapılıyordu. Roma İmparatoru Büyük Konstantin, putperest iken miladın 313 senesinde Hıristiyanlığı kabul etti. Putperestlikten birçok şeyleri de Hristiyanlığa soktu. Güneş tanrısının doğum günü kabul edilen 25 Aralık’ı yılbaşı kabul etti. Hz. İsa’nın kurtarıcı tanrı olduğuna inanan Hristiyanlar da, Hz. İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğunu kabul ettiler. Sonunda bu geceyi miladi yılbaşı ve Noel olarak her sene kutlamaya başladılar.”
İşte 25 Aralık–1 Ocak arası bu eğlence günleri ve tatil olarak kabul edilmiştir.
Bütün bu anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere, İmparator Konstantin mağlûp edilemeyen güneş kültüyle, Mitra kültünü Hristiyanlık’la birleştirmiş, böylece onun zamanında Noel ortaya çıkmıştır. İmparator Aurelion’dan itibaren güneş kültü Hıristiyanlık inançlarıyla bir sentez oluşturmuştur. Böylece Noel, Roma Katolikleri tarafından Hristiyanlığa adapte edilmiştir. Aslında yılbaşının Hristiyanlıkla ve Hz. İsa ile hiçbir alakası yoktur. Katolik dünyası sadece 25 Aralık gecesini kiliselerde ayinler yaparak geçirmektedirler. Fakat 31 Aralık’ta yılbaşı geceleri ise kiliselerde ne ayinler yapılmakta ne de o gece bir takdis havası içinde kutlanmaktadır.”
Tıklayınızsmile ifade simgesi
Tüm bu bilgiler ışığında 25 Aralık – ile 31 Aralık kutlamalarının karışması kafaları da karıştırıyor. Yılbaşının, noel (Christmas) havasında “çam ağacı süsleyerek, hindi keserek, sınırı olmayan çılgınca partiler eğlenceler düzenleyerek, kapitalist düzenin olmazsa olmazı güne özel hediyeler alıp-vererek, geceliği bilmem kaç dolara olan lüks mekanlarda geçecek gecelerle (?)” ayrı bir anlamla kutlaması elbetteki insanlar tarafından farklı yorumlanıyor. Hayata bakış tarzlarına göre kim ne düşünüyor, kim duruma nasıl yaklaşıyor zaten herkes tarafından biliniyor buraya dokunmak istemiyorum. Her yerde olduğu gibi burada da acayip kutuplaştık, elimizden gelse burada da birbirimizin gözünü oyacak durumdayız.
Herkes yaşadığı hayatının direksiyonunda, gitmek istediği yolu zaten kendi belirliyor, kime nereye gideceğini, hangi yoldan gideceğini, nerede duraklayacağını, ne yapacağını söylemek gibi bir dahlimiz asla olamaz. Zaten inançları, bugüne kadar aldıkları öğretileri ve itibar ettikleri, ilerlediği yolda en yakın yön vericileri olarak yan koltuklarında Co-pilot olarak oturuyor. Bu nedenle her bireyin olaylara yaklaşımına, (kendimizin de bir birey olarak saygı duyulmayı beklediğimiz için) saygıyla ve sevgiyle yaklaşmalıyız. Galiba toplum olarak unuttuğumuz da bu, çok bireyleştik ve toplumsal saygı, sevgi hasletini unuttuk. Bir an önce bu huyları tekrar akıllarımızda ki, kalplerimizdeki yere monte etmeliyiz. Eğer her yerde gördüğümüz bu kutuplaşma aynı hızla devam ederse zaten başka yerlerimizi başka şeyler monte edilmiş olacak smile ifade simgesi
Herkesin neyi neden kutladığını bildiği, nereden gidersek gidelim yolun sonun toplumsal birlik olduğu, mutluluğun, dostlukların ve huzurun baki kaldığı, ayrışmadan daha derin köklerle birleştiğimiz nice nice güzel yıllara inşallah. Daha mutlu, daha özgür, daha biz bir 2016'da görüşmek üzere. Sevgilerimle

10 Eylül 2015 Perşembe

KAYGIMIZ VATAN OLSUN!

Biraz geri, seçim öncesine gidip o zaman ki atmosfere yeniden dönelim. O zamanın iktidar partisinin oy oranlarına bakıldığında tek başına iktidar olma ve anayasayı değiştirme gücünde olduğu görülüyordu. Hatta bu gücün başkanlık sistemine geçişte etkili olacağı konuşuluyordu. Mevcut muhalefet partileri iktidarı çok fazla zorlaymıyor, etkisiz kalıyordu. Durum böyle giderse ülkenin gündemi tek partinin yönetiminde ana yasa değişikliği ve başkanlık sistem olarak değişecekti. Diğer taraftan CB, eski CB'ler göre elindeki tüm yetkilerini kullanıp bu sistemin provalarını yapıyordu.

Haliyle ve kendince haklı nedenlerle gündemin böyle değişmesini, özellikle CB'nin başkanlık sistemine geçmek istemesinin önünün kesilmesini isteyenler oldu. 

Bu arkadaşların, akıllarına parlak bir fikir getirildi. Eğer meclise 4. bir parti girerse, meclis aritmetiği ve buna bağlı gündemde değişecek ve CB'nin istediği yola da girilmeyecekti. Peki nasıl olacaktı bu iş?  
Tabi ki meclise girmesi en muhtemel partiyi yani "HDP" meclise sokarak. 

Oldu mu? Oldu hemde fevkaladesiyle oldu. Hatta kantarın topuzu kaçtı diyenler bile oldu.  HDP, MHP ile yakın oran ve millet vekili sayısıyla meclise girdi. Böylelikle bu arkadaşların istediği de oldu. 

Sonra, sonrasını da ben anlatmayayım bugün geldiğimiz durum ortada... Birilerinin (siz neresinden bakıyorsanız) isteğiyle kaos içinde, istikrar ve güvenden uzak, kan ve göz yaşı içinde bir ülke resmi çıktı ortaya..

Peki, bu saatten sonra ne yapılmalı?
Elbette, öncelikle sukuneti sağlamak için siyasi görüşlerimizi bir kenara bırakıp, terörden, teröristen, silahtan, kan ve öfkeden uzakta durup istikrar ve güven için Vatan'ımıza sahip çıkmalıyız.

Sonrası, sonrası "Allah kerim" elbet geçmiş yıllarda olduğu gibi yine, yeni çıkar yollar bulunacak. İşte bu yolları bulmak için çokca sorular sormamız gerekecek kendimize.
Benim kafamı kurcalayan ve araştırılmasında çok büyük fayda olduğunu düşündüğüm en kritik soru şu;
Eğer meclise iki güçlü parti girseydi oyunuz hangi partiye olurdu? sorusunun cevabı, yada cevapları.. 

Buradaki temel düşünce, halk kendi durumuna ve görüşüne göre kendine en yakın (oy olarak en büyük) partide tercihlerini birleştirse yani bir başkasının eline bırakmadan sandıkta koalisyonu kurabilir mi? malum son araştırmalarda meclis aritmetiği çok değişmedi. Yani, bir önceki davranışın aksine daha uçlardan içeri doğru gelinerek ülkeye güven, istikrar getirecek güç birliği verecek oluşumu eliyle kendi yapsa.. En azından her iki tarafta birbirini kontrol edebilecek güç dengesinde olsa.. 

Seçim sonrası gelişmeleri gördük, hiçbir kurum başkanlıkları yada komisyonlarda hızlı ve dengeli bir seçim yapılamadı, her yer tıkandı. Böylelikle bu durumunda bir çok konuda ülkenin önü açılmış olacaktır.

Daha sonra bu düzen her türlü yeniden sorgulanır. Hatalarımız, yanlışlarımız tekrar gözden geçirilir. Ülkeyi daha adil yönetecek bir anayasa yapılır ve 80 anayasası vesayetinden de çıkılır. Güç dengesinin olduğu yerde sorunlar çabuk aşılır,
yeter ki ÜLKEMDE BİRLİK OLSUN.


Nacizane.. 

2 Eylül 2015 Çarşamba

Ülkem üstüne, Ülküm üstüne

Ülke olarak çok çetin zor bir dönemden geçiyoruz. Her yerimizden parça parça ayrılıyoruz bizi ayakta tutacak millet, bayrak, toprak, namus gibi değerler bile bir arada tutmuyor artık.
Herkes kendince ülkeyi kurtarma çabasında (?)
Herkes karşısındaki hain, güvenilmez, satıcı gibi hafif tabirlerle kötü görüyor.
Herkes herkese göre yalan söylüyor, yanlış yapıyor.
Ülkenin birliği bütünlüğü, ekonomisi, yaşanılabilir olması ortak veri fakat herkes ayrı telden çalıyor.
Birdik bölündük, parçalandık artık başkaları tarafından yönetilir, yönlendirilir olduk.
Bilgisizce, olayların üzerine fikirler ürettik. Bilgi sahibi olmadan maalesef fikir sahibi olduk.
Ne duyduysak, okuduysak içeriğine bakmadan paylaştık, bilmeden istemeden doğrunun da yanlışında tarafı olduk.
Herkesi yaftaladık ve hala yaftalamaya devam ediyoruz elimizde önümüzde müspet bir delil yokken bile.
Hainler, çalıyorlar, hırsızlar, yolsuzlar, onun oğlu şöyle bunun kızı böyle, o soysuz, bu boysuz, o donsuz bu çulsuz.....
Yüzyıllardır hep aynı teraneyi pişirip pişirip önümüze koydular Bizde o hainler sofrasına oturup yemeklerin tadına baktık. Kimi yemeğin tuzu, biberi yağı olduk, hala oluyoruz.
Peki hepsi neden, hesapta ülke menfaatleri için?
Artık kim kimin elini tutuyor, kimi kimin adamı bilemez olduk çünkü ortada adam kalmadı. Etrafımda akıl sahibi olduğunu düşündüğüm insanlar bile kendi görüşleri içinde boğulduklarını göremiyorlar. Kimse karşı tarafın havasını soluyup, suyunu içeyim demiyor. Moda lafla "hani empati ?" Yok, herkes külliyen yanlış.
Yok ....... öyle değil işte..
Birbirini dinlemeden, anlamadan, anlamaya çalışmadan onun gibi düşünüp onun gözlüğü ile olana biten bakmadan neden konuşuyor, neden yazıyoruz. Neden devleti (makamın içinde oturana bakmadan) kötülüyor ve oteriteyi yerin dibine sokuyoruz.
Hangi ülkede vatandaşı devletini bu derece yerin dibine sokmaya çalışır. Her şeyi bir kenara bırakın arkadaşlar bu devlet sensin, benim bu devlet hepimiz değil miyiz?
Aksayan, bozulan yanları kendi içimiz kendimiz tamir edeceğiz. Bunun için silah kullanmak, eylem yapmak, adam öldürmek, yakmak yıkmak niye...
Bunca yıl yaşamışlığımla gördüğüm şey şu ki, biz yıllar içinde bir çok sorunu el birliği ile bertaraf ettik. Yine geçmiş tecrübelerim destekli şunu diyebilirim ki birilerinin oyununa geliyoruz ve başkalarının hesabına birbirimizi yiyiyoruz.
Gelin biraz daha sakin, itidal içinde olalım her şeyi kötü görüp dünyamızı, dünyalarımız karartmayalım.
Gazete, dergi, tv veya radyo veya internette okuduğumuz takip ettiğimiz kişilerin paylaşımlarına, içerikleri kadar değer verelim.
Ne diyor, doğru mu yanlış mı? araştırıp, içine girip ondan sonra paylaşımda bulunalım, aksi durumda aynı yanlışa paydaş olmalayalım. Biraz empati, biraz araştırma, gerçek bilgi bu işi çözer. Bilgi olunca kanmak, kandırılmak zor olur. BİLMEDEN FİKİR ÜRETMEYELİM. Neden diye soralım.. neden....
Neden böyle olmuş olabilir?
Neden böyle söylüyor?
Neden böyle yapıyor?
Ne kadar çok sorgu, ne kadar çok bilgi, o kadar az yanılgı...
saygılarımla....

23 Ocak 2015 Cuma

Kardeş Payı 23 Bölüm Yeni Sezon Fragmanı

                             Hadi artık çok özledik


Opel Astra


Opel Astra – Dış Görünümler


Opel Astra – Dış Görünümler


Opel Astra – Dış Görünümler

Şık, stil sahibi ve dinamik.

Opel Astra göründüğü kadar dinamik bir otomobil. Mükemmel bir direksiyon tepkisi ve olağanüstü süspansiyonuyla sizi yola bağlıyor. Buna hassas ve verimli motorları da eklediğinizde nefes kesen bir sürüş deneyimi ortaya çıkıyor.

Etkileyici alan ve esnekliğe sahip şık bir otomobil mi arıyorsunuz? Opel Astra’nın sıradışı özelliklerine bir göz atın.
  • Baş döndüren çarpıcı tasarım
  • Olağanüstü konfor donanımı
  • Sıradışı sürüş dinamikleri
  • Hassas tepkili motorlar
  • Son teknoloji ürünü güvenlik özellikleri



           Başlangıç Fiyatı
        47.907,81 TL


Teknik özellikleri için tıklayın